Home » GÜNDEM » Şu eski Tolstoyculuk: “Zorbalığa karşı şiddet yoluyla direnmeme” öğretisi üzerine

Şu eski Tolstoyculuk: “Zorbalığa karşı şiddet yoluyla direnmeme” öğretisi üzerine

Siyasal ve felsefi yazında “Tolstoyculuk” ya da “liberal anarşizm” olarak bilinen “zorbalığa şiddet yoluyla karşı koymama” öğretisi yine revaçta. Sömürücü/sömürülen, ezen/ezilen, egemen/bağımlı gibi kategorilerin üstünü örten “şiddet şiddeti doğurur” (“şiddet sarmalı”), “şiddetin her türlüsü kötüdür”, “zorbalığa karşı şiddetle direnmek onu artırmaya hizmet eder” (AKP’nin oylarının artmasına hizmet eder, vb) gibi söylemlerde yeni hiçbir şey yok.

Aşağıda Tolstoy’un “kötülüğe karşı şiddetle direnmeme” yazısından bir bölüm, ve ardından, Lenin’in Rusya’da toplumsal-ekonomik altüst oluş döneminde köylülüğün çelişkili ruh halini en iyi yansıtan yazar olarak tanımladığı Tolstoy üzerine değerlendirmelerinden iki bölüm sunuyoruz.

Son olarak da, Haziran Direnişi kitabımızda yer alan, “Direnişin Zayıf Karnı: Orta Sınıf ve Pasifizm” başlıklı yazımızdan bir bölüm sunuyoruz. Bu alıntılar, günümüz Tolstoyculuğunun zemin bulduğu sınıf durumları üzerine bir fikir verecektir.


Tolstoyculuk: “Kötüye karşı direnmeyin!”

“İsa basit ve açık bir şekilde şunu diyor: Toplum düzenimizin temelini oluşturan, kötüye karşı şiddet aracılığıyla direnme yasanız yanlıştır ve insanın doğasına aykırıdır. Ve başka bir temel veriyor; kötüye direnmeme temelini! Bu kural, O’nun öğretisine göre insanları kötülüklerden kurtaracak tek yoldur. İsa şöyle diyor: Şiddete başvurmayı vazeden yasalarınızın kötüleri doğru yola sokacağına inanıyorsunuz; hayır, bu yasalar kötülerin sayısını arttırmaktan başka bir işe yaramaz. Binlerce yıldır, kötülüğü kötülükle yok etmeye çalışıyorsunuz, kötülüğü yok edemediniz, üstelik onun daha da artmasına neden oldunuz. Söylediğim ve benim yaptığım gibi yapın, bunun doğru olduğunu göreceksiniz. İsa yalnız sözle dile getirmekle kalmayıp ömrü boyunca davranışlarıyla ve ölümüyle “Kötüye karşı direnmeyin” kuralına uydu.” (Tolstoy, İnancım Neden İbarettir?)

Sızlanma, dilek ve temenniler değil, bilinç, kararlılık ve örgütlülükle savaşım

“Tolstoy’un yapıtlarındaki, görüşlerindeki, doktrinlerindeki, okulundaki çelişkiler, gerçekten de hemen göze çarpıyor. Bir yanda, büyük sanatçı, Rus yaşamından eşsiz resimler çizmekle kalmayıp dünya yazınına birinci sınıf katkılarda bulunmuş bir deha var. Öte yanda ise, İsa’ya aklını takmış bir toprak sahibi. Bir yanda, toplumsal yapaylık ve ikiyüzlülüğe karşı dikkate değer güçte açıksözlü ve içten protesto; öte yanda “Tolstoyluk” eden, yani herkesin ortasında göğsünü yumruklayıp “Ben kötü, günahkar bir adamım, ama ahlakımı kusursuzlaştırmaya çalışıyorum; artık hiç et yemiyorum, şimdi pirinç kotlet yiyorum” diye ağlayan Rus aydını denilen çökmüş isterik sızlanmacı. Bir yanda, kapitalist sömürünün acımasız eleştirisi, hükümetin fütursuzluklarının, göstermelik mahkemelerin ve devlet idaresinin sergilenmesi ve gönenç ve uygarlığın başarılarının artışıyla, kitlelerin arasında yoksulluğun, bozulmanın ve sefaletin artışı arasındaki derin çelişkilerin maskesinin düşürülmesi. Öte yanda, eksantrik itaat vaazları, “şeytana” şiddet kullanarak “direnmemeli”ler. Bir yanda, en aklı başında gerçekçilik ve bilumum maskelerin yırtılıp atılması; öte yanda, yeryüzündeki en nefret edilesi şeylerden birisinin, yani dinin vaaz edilmesi, resmi papazların yerini ahlaki inançtan ötürü hizmet verecek papazların alması, yani kilisenin etkisinin artması yönünde en incelmiş ve bu yüzden de özellikle tiksindirici çabalar.” (Lenin, Rus Devriminin Aynası Tolstoy)

“Tolstoy’un çıkış noktası ataerkil, saf köylünün durduğu yerdi. Tolstoy eleştirisine ve öğretisine onların düşüncesini taşıyordu, ama aynı noktada modern işçi hareketinin temsilcilerinin geliştirdikleri eleştiriden ayrılıyordu. Duyguyla, tutkuyla, iman gücüyle, yenilik, dürüstlük ve cesaretle Tolstoy’un eleştirisi eşyanın özüne kadar giriyor, milyonlarca köylünün gerçekten devrimci düşüncesini içeriyordu. Bunlar kölelikten özgürlüğe geçmeye henüz yönelmiş, bu özgürlüğün yıkım, açlık, harap şehirlerde barınaksız yaşamak olduğunu da yeni yeni öğrenmeye başlamışlardı. Tolstoy’un eleştirisi kitlelerin acısının gerçek nedenlerini arama gayretiyle belirleniyordu. Tolstoy bu köylülerin düzenine o kadar sadıktı ki, naifliklerini, politikaya yabancılıklarını, mistisizmlerini, dünyanın gidişatına sırtını dönen “kötülüğe karşı direnmekten uzak durma”yı, kapitalizm ve “paranın iktidarı” karşısındaki çaresizliklerini öğretisine taşıyordu. Milyonlarca köylünün isyanı ve umutsuzluğu… İşte, Tolstoy’un eleştirisinde birleşen bu ikisiydi.

Ama modern işçi hareketinin bazı temsilcileri karşı koymak bakımından umutsuzluğa düşmek için hiçbir neden olmadığını keşfettiler. Umutsuzluk mahvolan sınıflara özgüdür. Ücretli işçiler sınıfı, Rusya da dahil, bütün kapitalist toplumlarda önlenmesi olanaksız biçimde gelişip güçleniyor. Umutsuzluk ve karamsarlık, yıkımın nedenlerini kavrayamayan, çıkış yolu göremeyen, mücadele yeteneğini kaybetmiş olanlara ait bir sorundur, modern sanayi proletaryası bu sınıflar arasında değildir.” (Lenin, Tolstoy ve Modern İşçi Hareketi)

Sınıf bilinçli işçiler

“Orta sınıf liberal-reformist demokratlar, sınıfsal-toplumsal savaşımın keskinleşmesinden duydukları korku ve nefretle, ondan kaçınma çabalarıyla, savaşımın keskin köşelerini ortadan kaldırma, yumuşatma, uzlaştırma girişimleriyle ayırd edilirler. Bir noktaya kadar destekleyip içinde yer alsalar da, kendi kontrollerinde olmayan ya da kontrolden çıkma eğilimi gösteren kitle hareketlerini ‘kargaşalık’ olarak görmeleri, sert ve kesin savaşımdan korkuları, tarihsel ve toplumsal sorunların ancak toplumsal savaşımla net bir sonuca bağlanabileceği gerçeğinden yan çizmeleri, ktilelerin en nefret ettiği düzen kurumlarına tepkilerini ortaya koymak için başvurduğu sert yöntemlerin en ufak belirtisi karşısında paniklemeleri ile ayırd edilirler.

… Küçük burjuvaziden proletaryaya doğru uzanan geniş ara katmanların, emek ile sermaye, sokak demokrasisi ile burjuva demokrasisi arasında ikincilere doğru uzlaşma sağlamaya çalışan orta sınıfların; istikrarsızlık, dağınıklık, gevşeklik ve ortak çabada yeteneksizlik ruhunu işçi sınıfına da taşımaktadır. Gezi Direnişinde kitle militanlığının adım adım pasifize edilmesi, onbinler ateşe verilen barika başında polise taş yağdırırken ‘orantısız zeka’ diye pohpohlanan ‘duran adam’, ‘baloncuklu kadın’ pasifizmine doğru çekilmesi orta sınıf liberalizminin hareket üzerindeki etkisinin bir sonucudur.

… Sınıf bilinçli işçiler, burjuvaziye, burjuva devletin bastırmacılığına karşı savaşımdan ürken, bunlarla uzlaşan, sınıf savaşımının çıkarlarıyla değil de, kimseyi incitmeyen, kimseyi itmeyen, ve kimseyi ürkütmeyen küçük ve yavan endişelerle ‘yaşa ve bırak yaşasınlar’ şeklindeki hikmet dolu bir kuralla yolunu çizen orta sınıf liberalizmine ve pasifizmine yenik düşmeyeceklerdir. (“Direnişin Zayıf Karnı: Orta Sınıf ve Pasifizm, Haziran Direnişi, Devrimci Proletarya.)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*