Home » GÜNÜN İÇİNDEN » Hakan Yaman’ın gösterdiği: Gezi’nin zayıf karnı

Hakan Yaman’ın gösterdiği: Gezi’nin zayıf karnı

Hakan Yaman, Gezi sürecinde, 3 Haziran 2014’te, akşam saat 10:00’da işten evine giderken Sarıgazi’de, mahalleyi abluka altında tutan polislerin saldırısına uğradı. Sokakta tek başına yürürken, bir eylem de olmadığı halde, TOMA basınçlı su sıkarak Hakan’ı yere düşürdü. Polisler üstüne çullanıp bir linç gerçekleştirdiler. Sivri bir cisimle gözünü çıkardılar, çenesini ve yüzünü parçaladılar. Tekmeleyip sopalarla dövdüler. Sonra daha önceki bir eylemden kalma ateşe sürükleyip içine attılar. Hakan Yaman, ateşte yandığı halde polisler hala başında beklerken ölü taklidi yaparak canını kurtarmaya çalıştı.

Hakan Yaman’a yapılan polis vahşeti, Gezi’nin en ağırlarından biri olmasına karşın ne devrimci ve sol basında ne de sosyal medyada doğru dürüst yer almadı.

Ancak Uluslararası Af Örgütü’nün girişimiyle seçim günü Hürriyet gazetesinin Pazar ekinde Ayşe Arman’ın geniş kapsamlı haber ve röportajlarının yayınlanması üzerine, sol basın ve sosyal medyaya daha fazla yansıyabildi.

Hakan Yaman’ın uğradığı devlet vahşeti kadar, bunun Gezi tarafından 10 aydır öne çıkmıyor olması ve Yaman’a yeterince sahip çıkılamamış olması, Berkin komadayken yapıldığı gibi etkin bir kampanya örgütlenmemiş olması da çok vahimdir.

Gezi’nin Hakan Yamanlara, tıpkı Berkin’de yapıldığı gibi bir kampanya ve eylem borcu var.

Sonra da soralım: Hakan Yaman’a yapılan devlet vahşeti neden bugüne kadar gölgede kaldı?

Ayşe Arman’ın sorduğu benzer soruya, Uluslararası Af Örgütü Türkiye masası çalışanı ve Bilgi ve Boğaziçi Üniversitelerinde öğretim görevlisi olan Begüm Başdaş şu yanıtı veriyor: “Olayların medyaya yansıması, yaşla, kendini ifade edebilmekle, ait olduğu sosyal grupla, yaşadığın yerle, olayla ilgilenenlerin varlığı ya da yokluğuyla yakından alakalı. Herhalde bu yüzden Hakan Yaman vakası çok fazla gündem gelmedi.”

Yanıt siyasal olduğu kadar sınıfsal-toplumsal açıdan acı bir gerçeğe işaret ediyor. Hakan’ın uğradığı devlet vahşeti, bir üniversite öğrencisinin, bir beyaz yakalının, İstanbul’un daha merkezi semtinde oturanın, ya da bir siyasal veya sosyal grup veya kimlik üyesinin başına gelmiş olsaydı yankısı ve tepkisi çok daha farklı olurdu.

Hakan Yaman ise servis şoförlüğü yapan, 2 çocuklu, 22 yıldır Sarıgazi’de oturan oldukça yoksul ve güvencesiz bir işçi.

Hakan Yaman’ın durumu, güvencesiz çalışan, kent merkezlerinden uzak yoksul işçi-emekçi mahallerinde yaşayan, geniş ve sesini duyurabilir bir çevre ve olanaklara, siyasal ve sosyal gruplara aidiyeti olmayan, belki bir çoğu sosyal medya dahi görmemiş olan, sermaye ve devlet tarafından uğradıkları saldırılar – iş katliamlarında 5-10 kişi birden ölmedikçe- haber değeri bile taşımayan, sermaye ve devlet eziciliği karşısında sesini – sahiplenme refleksi güçlü Gezi’ye bile- duyuramayan işçi sınıfının geniş, dağınık, yoksul kesimlerinin durumu. Böylesine bir vahşet karşısında bile sesini yeterince duyuramayan ve işçi sınıfının beyaz yakalı ve kent merkezli kesimleri, Gezi ve sol tarafından yeterince bilinmeyen ve sahip çıkılmayan Hakan Yaman aynı zamanda, işçi sınıfının bu geniş kesimlerinin içine itildikleri durumun bir sembolü!

Büyük çoğunluğu her gün uğradıkları sermaye ve devlet haksızlıkları, saldırıları karşında sesini duyurumayan işçilerin ve kent yoksullarının örgütlenme, dayanışma, söz ve anlatım, eylem kanallarının yaratılması varoluşsal bir ihtiyaç ve görevdir.

Hırsız, katil, işkenceci, linçci, savaş tezgahtarı sermaye devletinden hesap sormaya!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*