Home » GÜNÜN İÇİNDEN » Gıda ve su direnişlerine hazırlanalım!

Gıda ve su direnişlerine hazırlanalım!

Kuraklık nedeniyle tarımsal üretim bir çok temel üründe yüzde 30-50 oranında düştü. Gıda fiyatları yaz aylarında bile azalmadı, artmaya devam etti. Gıda fiyatlarında önümüzdeki aylarda ise yüzde 30’u bulan fiyat artışları bekleniyor!  

Tarım ve gıda kapitalistleri arasında başlayan kavga, sektörde ciddi bir krizin yaşanmakta olduğunu gösteriyor. Tekelci gıda sanayi kapitalistleri (Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu, TGDF), çiftçileri ürün stokçuluğu ve fiyat spekülasyonu yapmakla suçladı. Tarım kapitalistleri (Türkiye Ziraat Odaları Birliği, TZOB) ise verdiği yanıtta, tarımsal ürün fiyatları düşerken gıda fiyatlarının arttığını söyleyerek, zamlardan gıda sanayi ve marketleri sorumlu tuttu.  

Bilinen olgudur: Kapitalistler işleri yolunda giderken can ciğer kuzu sarmasıdır. Kriz durumunda ise zararı birbirlerine yıkmak ve kendi karlarını kurtarmak için kitlelerin tepkisini birbirine yönlendirmeye çalışırlar. Kapitalist filler kavgasında ezilen ise her zaman işçi, emekçi çimenler olur.

Gerçek şu ki, tarım krizinin ilk vurduğu küçük ve yoksul köylülüktür. Büyük bölümü borç içinde, önemli bölümünün toprağı bankalara ipotekli, bu yılda ciddi ürün kaybı yaşayan küçük köylü istese bile ürün stoku, fiyat spekülasyonu yapma olanağı yoktur. Ürünleri daha tarladayken büyük tarım-gıda kapitalistleri, tüccarlar tarafından kapatılmıştır.   Gıda fiyatlarının hızla artacağı beklentisiyle stokçuluk yapanlar, tarladan sofraya gıda zincirini tekelci hakimiyetleri altında tutan büyük kapitalistlerdir. Büyük tarım kapitalistleri ve tüccarları, tekelci gıda kapitalistleri, hal patronları ve hiper market zinciri sahipleridir. Tarlada 50 kuruşa el koydukları ürünün sofraya 5 liraya gelmesine yol açan, bir kilo domatesten bile 2-3 lira cebe indirip aralarında kırışan bunlardır. Ürün kıtlığından kar düşüşlerini, stokçuluk, karaborsacılık, spekülasyon gibi yöntemlerle fiyatları zıplatarak, işçi ve emekçilere yıkan da bunlardır.  

Kriz koşullarında yıkıcı spekülasyon kapitalizmin yasasıdır. Bir kutupta yıkıcı sermaye merkezileşmesi ve azami kar, diğer kutupta mülksüzleşme, sefalet birikimi ve açlık olarak işler. Günümüzde tarım ve gıda üretim ve tüketiminin de küresel temelden mali oligarşik sermaye birikimine bağlanmış olması, üst düzeyde tekelleşmesi ve borsalaşması, yıkıcı spekülasyonu son derece kolaylaştırmıştır. Büyük tekelci kapitalistler ürün kıtlığına rağmen yüzbinlerce ton ürün stoğu veya sadece tarım borsaları üzerinden tüm bir ülkenin beslenme olanaklarını yıkabilecek milyarlaca dolarlık spekülasyon yapılabilmektedir. Sonuç, tarım-gıda alanında tekelci sermaye merkezileşmesi ve yoğunlaşmasının büyümesi, küçük üreticilerinin mülksüzleşmesinin hızlanması, tarım-gıda işçilerinin bir bölümünün işsiz kalması ve ücretlerinin düşmesi, ve ücretlerinin yüzde 20-40’lık bir bölümü gıdaya bağımlı işçilerin daha fazla yoksullaşması, kent ve kır yoksullarının belli kesimlerinin ise düpedüz açlığa itilmesidir. Henüz 4-5 yıl önce Kuzey Afrika ve Latin Amerika’da en temel gıda fiyatlarının yüzde 50-100 arasında artmasıyla patlayan gıda isyanları, neoliberal kapitalizmin yarattığı tarım-gıda krizi ve spekülasyonunun ne anlama geldiği hakkında bir fikir verebilir.  

Kuraklık ve spekülasyon, neoliberal kapitalizmin yıkıcı sonuçlarından yalnızca ikisidir. En az bunlar kadar korkunç olanı ise, neoliberal kapitalizmin, büyük tekelci tarım, gıda, market zincirlerinin işçi ve emekçilerin en temel, en yaşamsal beslenme ve su ihtiyaçlarını karşılama olanaklarını da tümüyle ele geçirmiş olmasıdır. İşçi ve emekçilerin en temel, en yaşamsal ihtiyaçlarıyla bile istediği gibi oynuyor olmasıdır. İşçi ve emekçilerin en temel, en yaşamsal gıda ve su ihtiyaçlarıyla bile arasına dikilmesidir. İşçi ve emekçilerin en temel, en yaşamsal ihtiyaçlarını bile onları eze eze azami kara çeviriyor olmasıdır.   “Yüksek politika” yapmayı, tam da neoliberalizmin buyurduğu gibi ekonomiyi, kitlelerin çalışma ve yaşam koşullarını kapsam dışı bırakmak sananlar, neoliberal kapitalizmin giyotininin artık en temel ve yaşamsal ihtiyaçlarımıza inmeye başladığının farkında mıdırlar? Su kesintilerinin olduğu il ve mahalle sayısı giderek artıyor. Su kesintisinin şimdilik olmadığı yerler de, çoğu baraj dibe vurduğu için daha sağlıksız su kullanabiliyor. “Suyu tasarruflu kullanın, damlatan musluklarınızı değiştirin” türünden kampanyalar sosyal medyada başlatıldı bile. Peki, su kesintileri neden hep işçi emekçi mahallelerinde, neden tasarrufu işçi emekçilerin yapması gerekiyor? Gıda fiyatlarında yükseliş yaz aylarında bile durmadı, önümüzdeki aylarda astronomik artışlar bekleniyor. O zaman da “gıdayı tasarruflu kullanma” kampanyaları mı açılacak, işçi-emekçilere “çok yiyorsunuz daha az gıdayla idare etmeyi öğrenin” mi denecek?   Türkiye’de işçilerin yüzde 50’si ancak yaşamını idame ettirebiliyor durumdadır. Yaygın kredi borçları gıdayı zaten asgariye bastırmaktadır. Yoksulluk düzeyine göre yüzde 20-45 arası bir bölümü gıdaya bağımlı işçi ücretleri, gıda ve su kriziyle sarsılacak, ücretler üzerindeki basınç da artacaktır. Dahası, işçi ve emekçiler içinde gıda ve su krizinden en fazla etkilen ise emekçi kadınlar olacaktır.  

Burjuvazi, ücretlerimizi düşürdüğü bölgelerde tepkimizi Suriyeli göçmenlere yönlendirmeye çalıştığı gibi, gıda fiyatlarındaki büyük artış ve su kesintilerine karşı tepkimizi de köylülere yönlendirmeye çalışıyor. Hayır, tümünün sorumlusu sermaye egemenliği, sermayenin azami kar dehşetidir. Bizi taşeron köleliliğine mahkum eden, 12 saat çalıştıran, iş cinayetlerinde biçen kimlerse, doğayı, ormanları, su havzalarını yağmalayan, gıdamızı suyumuzu kesen de onlardır. Bizi sömüren, en temel ihtiyaçlarımızdan bile yoksunlaştıran kimlerse, yönetenler de onlardır.  

Biz Gezi’de “ağacıma, ormanıma, suyuma, parkıma dokunma!” dedik. Çünkü biliyorduk ki sermaye efendilerinin gözü dönmüş bir kar ve iktidar hırsıyla yıkmak istediği sadece 3-5 ağaç değil, tüm bir yaşamımız ve yaşamı savunma direncimizdi.  

Biz Gezi’de “Gezi’nin tabanını işçiler oluşturuyor, devleşen kent sorununun da yıkılan doğa sorununun da asli muhatabı işçi sınıfıdır” dedik. Çünkü biliyorduk ki neoliberal kentsel dönüşümün de, doğa yıkımının da dönüp en ağır vurduğu ve vuracağı yine işçilerdi.  

Öyleyse şu “yeni” hükümete iyi bir karşılama töreni hazırlaması gereken de işçilerdir.  

Gıda fiyatları indirilmeli, artırılması yasaklanmalı.
Tarım ve gıda ürünü istifçileri, spekülatörleri cezalandırılmalı.
Sudan tasarrufu, sermaye yapmalı. Tarımda devlet tarafından karşılanacak damlama sulama teknikleri zorunluluğu getirilmeli.
Tarım, su, orman havzalarına, yeşil alanlara inşaat yapılması yasaklanmalı.
Gıda ve su eylem ve direnişlerine hazırlanalım.
Kesilen her ağaç, yok edilen her yeşil alan, her termik ve hidroelektrik santralın açlık ve susuzluk demek olduğu bir noktaya geliyoruz. Antikapitalist doğa mücadelesini sınıf savaşımıyla bütünleştirelim.
Kahrolsun banka, borsa, tekel egemenliği! Kahrolsun kan ve petrol içmekten su ve gıda sorunu nedir bilmeyenlerin devleti!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*