Home » GÜNÜN İÇİNDEN » “Etkin devlet” ve “inanç temelli organizasyonlar”

“Etkin devlet” ve “inanç temelli organizasyonlar”

istanbul2Neoliberal mali oligarşik kapitalizmin yeniden yapılandırma stratejileri, 1990’ların sonuna kadar kötü ünlü “tarihin ve ideolojilerin sonu”, “devletin piyasaya müdahale etmemesi ve sınırlandırılması”, “mutlak bireycilik”, bağımlı ülkelerin siyasal ve toplumsal olarak “liberal demokratik modernizasyonu” gibi tezlerle birlikte paketleniyordu.

Neoliberal kapitalizmin 1990’lı yılların sonlarından itibaren küresel kriz ve sarsıntılarının yeniden şiddetlenmeye başlaması, kitle isyan ve direnişlerinin yeniden belirimi, Pentagon’un “21. yüzyıl ayaklanmalar yüzyılı olacak” tespiti eşliğinde, neoliberalizmin bir dizi tezi revizyondan geçirildi.

İlk revizyon, zaten bir demogojiden başka bir şey olmayan, “piyasa ve sivil topluma müdahale etmeyen, sınırlı devlet” tezinin, devletleri zayıflattığı ve kırılganlaştırdığı gerekçesiyle, yerini “piyasayla tam kaynamış etkin ve güçlü devlet” tezine bırakmasıydı.

Emperyalist kapitalizmin baş ideologlarından Fukuyama, önceki “liberal demokratik Batılı kurumlaşma ve değerler sisteminin dünyaya yayıldıkça istikrar ve barış getireceği” (yani şu “tarihin sonu”) tezininin malum iflasıyla, yine ilk revizyonu yapanlar arasındaydı:

“Gündemimizin başında devleti sınırlandırmanın ya da küçültmenin değil de, devlet inşasının (yani devleti sınırsızlaştırmanın ve büyütmenin!) yer alması gerektiği fikri, bazı insanlara aykırı gelebilir. Zira bizden önceki kuşak için dünya siyasetindeki baskın eğilim, hantal hükümetin eleştirisi ve icraatların devlet sektöründen serbest piyasaya ve sivil topluma kaydırılması yönündeydi. Ancak özellikle de gelişmekte olan ülkelerin ciddi sorunlarının özünde zayıf, yetersiz ya da gölge hükümetler vardır.”

“Küresel politikadaki temel mesele, devletin nasıl küçültüleceği değil, nasıl yapılandırılacağıdır. Devletin güçten düşmesi küresel topluluk için bir felaketin başlangıcıdır. Devletler, dünyanın her köşesinde zayıftır. Bu zayıf devletler, uluslararası düzen için tehdit oluşturmaktadır çünkü ciddi çatışmaların kaynağıdırlar. Bu devletleri, çeşitli ulus inşa şekilleri vasıtasıyla güçlendirmek, uluslararası güvenlik açısından hayati bir görev haline gelmiştir. Dolayısıyla devlet inşasını gerçekleştirmenin daha iyi öğrenilmesi, geleceğin dünya düzeni açısından büyük önem taşımaktadır…” (Fukuyama, Ulus İnşaası, 2010)

Fukuyama’ya göre, devletlerin yeniden yapılandırılması; “rejim değişikliği, yeni rejimlerin inşaası, ve inşaa edilen yeni rejimlerin güçlendirilmesi” süreçlerini kapsıyordu. Bunun yalnız dış müdahale ile yapılmasının mevcut rejim ve toplumlarda artan bir reaksiyon doğurduğunu ve devletleri zayıflattığını, bu yüzden piyasa, devlet, sivil toplum bütünlüğünde sentezlenmesi gerektiğini de belirtiyordu. Bağımlı ülkelerde, resmi ve gayrı resmi kurumların, örf ve adetlerin, din, milliyetçilik vbnin liberal demokrasi ve modernizm adına sıkıştırılmasının olumsuz sonuçlar doğurduğunu, “rejim değişiklerinin” bunlarla harmanlaması ve güçlendirilmesi temel bir çıkarımdı.

Aynı dönemde Dünya Bankası ve benzeri küresel mali oligarşik organların ortalığı kaplayan “güçlü-etkin devlet” programları, daha uzun süre yüksek büyüme hızları gösteren ya da ekonomik kriz koşullarında bile üstyapı-rejim krizlerinden daha az etkilenen Çin, Rusya, Japonya, Endonezya, Malezya gibi doğu devlet ve rejim biçimlerinin, batı tarzı neoliberal demokrasi ve rejim biçimlerine içerilmesi ve sentezlenmesini de öngörüyordu. Mali oligarşik kapitalizmin, “piyasa, devlet, sivil toplum” üzerine oturttuğu neoliberal yönetişim demokrasisi de bu süreçte belli bir revizyon geçirdi.

Bir Dünya Bankası raporundan:

“Çalışmamız güçlü devletlerin sivil toplumla işbirliği stratejileri geliştirdiğini, bunun sonucunda da örgütlü sosyal gruplar kadar kendi yetkinlik kapasitelerini de arttırdığını gösteriyor. Tarihsel olarak ve günümüzde, en dinamik şartlar, birbiriyle aynı derecede güçlü bir devletle sivil toplum içerisindeki egemen örgütlenmeler arasında yaşamsal bir bağ kurulduğu durumlarda oluşur” (Weiss ve Hobson, Etkin Devlet)

“Devletle aynı derecede güçlü ve yaşamsal bir bağ kuran sivil toplum içerisindeki egemen örgütlenmeler”, kuşkusuz tekelci oligarşik sermaye örgütlerini ve bunların fonladığı diğer kampanya ve organizasyonlarını ifade ediyor, bunlar arasında da “inanç temelli organizasyonlar”a özel bir yer veriliyordu.
Neoliberalize edilmiş, küresel sermayeye entegre edilmiş cemaat tarzı organizasyonlar da, bu süreçte, devlet ve rejimlerin yeniden yapılandırılmasında, “inanç temelli sivil toplum organizasyonları” adı altında kritik bir rol oynadılar.

Sanıldığı gibi yalnızca Fettullah Gülen cemaatine, AKP hükümetine ya da Türkiye’ye, bölgeye ve müslüman nüfus ağırlıklı ülkelere özgü bir durum değildir. Küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisi, yığınların kolektif örgüt, hak ve güvencilerinin tasfiye edilmesinin doğurduğu boşluk ve isyanlar tehlikesinine karşı, sermaye temelli dinci-gerici organizasyonları son derece sistematik küresel mali oligarşik program ve yönergeler çerçevesinde her düzeyde teşvik edip yaygınlaştırdı ve güçlendirdi.

Küreselleşen cemaat organizasyonları bizzat mali oligarşik yönergelerle, şart koşuldu, bunlar için iç ve dış büyük çaplı finans, operasyon, yönetim ve teknik destek verildi. Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler, OECD, ABD, Amerikan Uluslararası Kalkınma Ajansı, AB gibi küresel mali oligarşik organların, ve tabii ki Türkiye burjuvazisinin “etkin ve güçlü devlet”, “inanç temelli organizasyon” programları, “rejim değişikliği, yeni rejimlerin inşaası ve güçlendirmesi” gibi stratejiler kadar, burjuva mali oligarşik egemenliğin toplumsal temellerini genişletme, işçileri ve yeni mülksüzleşme dalgalarını sisteme ve rejimlere entegre etme, toplumsal gericilik birikimini yeni sermaye birikim ve rejim biçimleri temelinden güçlendirme gibi işlevler gördü. Tasfiye edilen sınıf-kitle örgütlerinin yerine, yoksulluğun burjuva örgütlenmesini geçirmekte, her düzeyde gericiliğin siyasal olduğu kadar toplumsal organizasyonunda, bu gibi organizasyonlar özel bir rol oynadılar ve oynamaya devam ediyorlar.

Bunlardan birinin ipinin çekilmiş olması, bir şey ifade etmiyor. Emperyalist ve tekelci oligarşik kapitalizm ve onun iflas ettiği yerden sermaye birikim ve egemenliğini durmaksızın yeniden-yeniden yapılandırma programları, siyasetin ve yaşamın her alanında şiddet, gericilik ve çürüme üretmeye devam ediyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*